Yedinci “KA”riyer Vizör’ün konuğu; 2019 İYTE Makine Mühendisliği Lisansüstü Mezunumuz ve şu an Aspilsan Enerji A.Ş’de Ar-Ge Mühendisi olarak çalışma hayatında başarılı bir yol çizen Dr. Can Sındıraç. Öğrencilik dönemini, öncesindeki süreci, girişimlerini, yaptığı çalışmaları, başarılarını ve hayata bakışını etkileyen kariyer yolculuğunu sizler için sorduk. Keyifli okumalar dileriz.
Can Sındıraç kimdir kısaca hikayenizden bahseder misiniz?
17 Mart 1987’de İzmir’de doğdum. Bir süre İzmir’de yaşadıktan sonra ilköğretim ve lise eğitimini Ankara’da tamamladım. Üniversite tercih dönemi geldiğinde Makine mühendisi olmak istediğimi biliyordum ama üniversiteye karar vermemiştim. 2005 yılında İYTE maalesef çok bilinen bir okul değildi. O zamanlar Türkiye’de 4 teknik üniversite vardı; ODTÜ, İTÜ, YTÜ ve KTÜ olmak üzere 4 makine mühendisliği tercihi yaptım ve KTÜ Makine Mühendisliği bölümüne yerleştim. Burayı derece ile bitirdikten sonra yüksek lisans için İYTE’ye gelerek İzmir- Ankara- Trabzon- İzmir gibi bir döngü yapmış oldum.
İYTE ile yollarınız nasıl kesişti?
Lisans eğitimimi ile bitirdikten sonra kariyerime akademik bir yoldan devam etmeyi istiyordum. Lisans eğitiminden sonra okul değiştirmenin çok önemli olduğunu birçok yerden duymuştum. Bu yüzden dört yıl boyunca yoğun bir şekilde eğitim alınan yeri bırakıp yeni bir okula geçmenin kariyerim açısından daha doğru olduğuna karar verdim. Bu yüzden, o dönemlerde adını sıkça duymaya başladığım İYTE’de yüksek lisans yapma kararı aldım. Bu kararımı söylediğimde, KTÜ’deki bölüm hocalarım da çok doğru bir karar olduğu konusunda beni cesaretlendirdiler. Üstelik, liyakata dayalı bir araştırma görevlisi seçimi olduğunu da sıklıkla duymuş olmam, akademik kariyer hedeflerim için de oldukça önemliydi. Tüm bu sebeplerle yüksek öğrenim için İYTE’ye geldim.

İYTE ile lisans eğitimini aldığınız üniversiteyi her manada karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo karşınıza çıkıyor? (Olumlu, olumsuz yönler)
Teorik eğitime ek olarak, pratik eğitime çok önem veriliyor olması İYTE’de öğrenim görmenin en önemli avantajları. Öğrenciler, henüz lisans eğitimi sırasında lablarda aktif olarak yer alabiliyor. Bu da lisans eğitimi sırasında öğrencilerin kendilerini oldukça iyi geliştirmesine sebep oluyor. KTÜ’de çok ciddi bir teorik eğitim verilse de pratik eğitimler konusunda İYTE’nin gerisinde kalıyordu.
Eğitim dilinin tamamen İngilizce olması ise İYTE’yi diğer üniversitelere göre sınıf atlatan bir pozisyona taşıyor. Ayrıca, ERASMUS’a en çok öğrenci gönderen ve öğrenci alan üniversitelerden birisi olması da başka bir olumlu tarafı. Tüm bu artılar gerek özel sektör gerekse akademik hayat için gerekli birçok donanımı size kazandırmış oluyor.
KTÜ’ye göre en büyük dezavantajı ise; kesinlikle ulaşım, barınma ve sosyal faaliyetlerin az kalması diyebilirim. Lakin bu negatifliklerin, henüz istenilen kadar olmasa da zamanla olumlu anlamda azaldığını görüyorum.
İYTE’de lisansüstü eğitim süresince asistanlık yaptınız ve akademiye giriş yaptınız; üniversitede akademisyen olmak nasıl bir duyguydu?
İYTE’de, 8 yıl boyunca araştırma görevlisi olarak çalışma fırsatı buldum. Bu süreçte birçok farklı alandaki dersin asistanlığını yapma şansım oldu. Asistanlık yaptığım derslerde, hem ödev /quiz okumalarında aktif rol almak, hem de bazı derslere girmemiz sayesinde çok önemli kabiliyetler kazandığımı düşünüyorum. Öğrencilere ders anlatmanın, mentörlük yapmanın verdiği haz, benim için her zaman çok önemli bir yerde durmaktadır. Eski öğrencilerimin başarılarını görmek beni her zaman fazlasıyla gururlandırıyor.
Akademideki bilimsel çalışmaların olduğu tarafa da gelirsek, Kurum ve ülke adına değer yaratan bilimsel proje/makalelerde yer almak benim için yorucu ve ama bir o kadar güzeldi. Araştırmacı rolünün yanı sıra, doktoram sırasında İYTE’deki ilk TÜBİTAK projesi yürütücülüğü yapan doktora öğrencisi oldum (bu konudaki cesaretlendirmesinden ötürü doktora tez danışmanım Prof. Dr. Sedat Akkurt’a tekrar teşekkürlerimi sunarım).
Tüm bunlar düşünüldüğünde, akademik olarak tüm şapkaları sırasıyla denemiş birisi olarak, benim için oldukça özel ve tüm kariyerimi şekillendiren bir deneyimdi.

Lisansüstü eğitim sonrasında özel sektöre geçmenizde sizi tetikleyen nedenler nelerdir?
Doktora çalışmalarımın bitmesine yakın yurtdışından doktorası sonrası araştırmacı pozisyonlarına bakıyordum. Görüştüğüm önemli üniversiteler olmasına karşılık, halkımızın bağışları ile kurulmuş Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) kuruluşlarından olan ASPİLSAN Enerji’nden gelen iş teklifi ile akademik anlamda çalışma fırsatı bulduğum, yakıt pilleri ve hidrojen teknolojileri konusunda kendi ülkemde projeleri hayata geçirebilme fırsatı benim için çok cazip ve motive edici geldi.
Benim gibi akademide çalışıp doktora sonrası özel şirketlere geçmiş kişiler için yurtdışında kullanılmaya başlanan bir söz var, “Altın Yaka”. Akademideki tüm olumlu yanları özel sektöre taşımalarından dolayı. Özel sektöre; doktorayı bitirip geçmenin avantajları çok büyük. Projeyi yazabilmeniz, bir yeni projeyi nasıl araştıracağınız, nasıl verilen sürelere uymanız gerektiğini, nasıl sunum yapılır gibi konuları zaten halihazırda fazlasıyla iyi bildiğiniz için akademiden sonra özel sektöre geçmenin çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca şirket içindeki Ar-Ge süreçlerinde birçok üniversite ve şirketle ortak projelerde bulunmamız sayesinde akademiden tamamen kopmuyor olmam da bir başka motivasyon kaynağı olmuştur.
Savunma sanayinde çalışmak ile alakalı bizi bilgilendirebilir misiniz?
Ülkemizin önemli savunma sanayi şirketlerinden birisinde çalıştığınız zaman, daha vatani duygular önem kazanıyor. Yapılan işin bir misyonu olduğunu bilmek sizi çalışma konusunda daha titiz ve özenli çalışmaya itiyor. Özellikle bizim gibi vakıf şirketiyseniz, buradaki sorumluluğunuz direkt olarak halka olduğunu hissediyor ve yaptığınız işe karşı duyduğunuz saygı daha da artıyor. Kendi çalışma konumu ele alırsak; Türkiye’nin orta/uzun vadeli büyüme stratejisinde hidrojen teknolojileri önemli rol oynayacaktır. Ülkemizin enerji arzı ve güvenliği konusunda yaşadığı ve yaşayabileceği tehlikeleri düşündüğümüzde bu çalışmalar daha da önem kazanıyor. Buna ek olarak, yakıt pilleri tarafının savunma sanayisi ayağında da çok kritik bir önemi olduğu da düşünüldüğünde, şu anda üstüne çalıştığımız teknolojiler sayesinde sadece bugün için değil, gelecek nesillere karşı da sorumlu olduğumuzu unutmadan çalışmamız için bizi motive ediyor ve işin tüm yorgunluğunu azaltıyor.
Tüm İYTE’li genç arkadaşlarımıza gerek bizim firmamızda gerekse kardeş kurumlarımızda çalışmalarını şiddetle tavsiye ediyorum.

Kariyer yolculuğunuzda İYTE’nin hatırı sayılır bir yeri var; bugüne gelmenizdeki rolünden bahseder misiniz?
İYTE’nin bilimsel araştırma altyapısının çok güçlü olması sayesinde her Türk araştırmacı için bir cazibe merkezi olduğu su götürmez bir gerçek. İYTE’deki olanakları sonuna kadar kullanıp 6 tane uluslararası hakemli bilimsel makale ve birçok ulusal/uluslararası konferans bildirisi çıkartma şansım oldu. Bu çalışmalardan birisinde, European Ceramic Society (ECerS) 2019 konferansında “Student Speech Contest” yarışmasında Türkiye’yi temsil etme fırsatı buldum. İYTE’de bilimsel düşünmeyi, deneysel çalışmaları, bunları planlamayı ve nasıl sunulacağını, nasıl proje formatına çevrileceğini, nasıl proje yürütüleceğini, aktarılması gerektiğini öğrendim.
Kampüs içerisinde farklı seminer ve konferansların sayısının fazlalığı sayesinde, sadece çalışma alanımda değil farklı alanlarda da kendimi geliştirme fırsatı yakalamamı sağladı.
Yüksek lisans eğitimim sırasında Erasmus’a gitmek ise benim kariyerimde önemli dönüm noktalarından birisi olmuştur. Tüm İYTE’li genç arkadaşlarıma muhakkak ERASMUS olanağından faydalanmalarını öneriyorum. Burada hem farklı kültürleri tanımak, hem farklı bir ülkeden ders almanın/proje içinde bulunmanın benim kariyerim açısından çok faydalı olmuştur.
Eğer çalışmayı seven bir araştırmacı iseniz, İYTE’nin size istediğiniz kapıları sağlayacaktır.

Akademiye ileride geri dönmeyi düşünür müsünüz?
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) Genel Sekreteri Dr. Mete Çakmakçı’nın çok sevdiğim bir sözü var: “Öleceğin dağı iyi seçeceksin”. Herkesin ana bir motivasyonu, hedefi olmalı ve onun yanında küçük tepecikler halinde yan motivasyonları olmalı. Benim en önemli motivasyon kaynağım ülke adına katma değer yaratacak işlerin içinde olmak ve yeni gelen nesillerin ışığının sönmemesi için elimden gelen tüm desteği vermek. Halkımızın bağışları ile kurulmuş ASPİLSAN Enerji firmasında ülkemiz için çok kritik bir pozisyonda olan hidrojen teknolojileri konusunda çalışmam ve aynı zamanda farklı organizasyonlarda (Best for Energy, İdeaport, TTGV) kurumumu temsilen gençlere mentörlük yaparak onların da temiz enerji konusunda kariyer çalışmalarına yardımcı olmam sebebiyle ana motivasyon kaynaklarımı sağlamış oluyorum. Tüm bunlardan ötürü, akademiye tekrar dönmeyi kısa/orta vadede düşünmüyorum.
Üniversite tercihinde bulunacak ve İYTE’yi tercih edecek gençler için önerilerinizi öğrenebilir miyiz?
İzole bir ortamda bir kampüs üniversitesi olmasının ve öğretim üyelerinin akademik kariyerlerinin diğer üniversitelere göre yüksek nitelikte olması, eğitim dilinin tamamen İngilizce olması ile kazandırdığı yabancı dil hakimiyeti gibi sebepler yüzünden İYTE’nin çok özel bir okul olduğunu düşünüyorum. İYTE’yi tercih etmeyi düşünen genç arkadaşların kariyerleri için bunların bile fazlasıyla yeterli olacağını düşünsem de bir iki ek daha yapmak isterim.
Benim yüksek lisans dönemim sırasında bile hala bilinirlik problemi vardı. Bunun epey bir ortadan kalktığını görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, iş hayatına başlayan İYTE’lilerin aldığı eğitimin ne kadar kaliteli olduğunu ispatlaması ve işverenlerin başka İYTE’lileri işe alma konusundaki isteğinin artması ile bir İYTE markasının oluşması yüzünden genç arkadaşlarımızın İYTE’yi tercih etme konusunda daha istekli yapacağını düşünüyorum.

Tüm bunlara ek olarak, İzmir merkezden uzak bir üniversite kampüsünün olması sebebiyle sosyal faaliyetlerden uzak kalabilirim korkusu eminim genç arkadaşlarda olacaktır. Lakin, İYTE’li öğrencilerin kurduğu toplulukların sayısının yıllar içinde dramatik bir şekilde artması gösteriyor ki, İYTE verdiği akademik eğitiminin yanında öğrencilere proaktif olma konusunda da yetenek kazandırıyor. Sadece öğrenci toplulukları olarak da değil, Teknopark altyapısı içinde birçok mezunun da kendi şirketlerini açması üniversitenin girişimcilik konusunda da mezunlarını cesaretlendirdiğini/yetiştiğini gösteriyor.
İYTE markasını daha yukarılara taşımak için geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak olan parlak gençlerimizin İYTE’ye gelmelerini tavsiye ediyorum. Umarım yaşadıklarım ve sözlerim onlara ilham olur.

